
Trmilitary'de yazdığım bir iletiyi burada da yayınlıyorum, faydalanmak isteyenler için, geleceğini şekillendiren bir ülkenin genel yapısı üzerine tavsiye niteliğindeki görüşlerim.
Yeri gelmişken üzerinde fazla durulmayan bazı noktaları anlatmakta fayda var.
Birincisi ilk 100'e girenlerin 80'i tıp seçmiyor. Gayet yoğun şekilde Boğaziçi ve ODTÜ tercih ediliyor öğrenciler tarafından. Tabi ki güzel dereceler alanlar tıp seçmeye çokça yöneliyor. Mesela Hacettepe bu sene sanırım 140 civarı İng. tıp öğrencisi alıyordu Türkiye 340.cısı civarında bir sıralamayla kapattı. Ancaaak... Tıp'a olan talep reklamın aşırı derecede fazla yapılmasından kaynaklanıyor. Anneler-babalar, hala, dayı, enişte, babanın arkadaşı, ders hocaları, rehber hocalar vs. derken öğrencinin beynine kendisinden çok başkaları nüfuz ediyor.
Bu nokta çok önemli, tıp seçimi bir nebze yoğunsa bunun temelinde dersanelerin "bu sene tıp'a şu kadar öğrenci gönderdik" şeklinde reklam yapmak amacıyla öğrencilerin kanına çok şiddetli şekilde girmeleri yatıyor. Bu söylediğimle birebir ve arkadaşlarımdan dolayı çokça karşılaşma fırsatı buldum.
Dersanelerin, reklamı tıp üzerinden yapması ile ilgili benim şahsi görüşüm şu: gödüğüm kadarıyla insanımız tarafından -buna kendi annem dahil- öğrencinin tıp seçmesinin ona çok büyük bir saygınlık getirdiğine inanılıyor. "Bak, doktor bir yere girdiği zaman herkesten müthiş bir saygı görüyor, insanlar şöyle dikkat ediyor..." vs. vs. "İyi para kazanıyorlar, her şey garanti altında...".
Benim tezime göre az gelişmişten çok gelişmiş ülkelere doğru gittiğimizde mühendisler ülkeyi ayakta tutan dinamikler olarak daha çok iş yapıyorlar ve el üstünde tutuluyorlar. Az gelişmiş ülkelerde ise "oğlum doktor olsun" şeklindeki düşünceler ön plana çıkıyor, hatta bunu kırsal kesimde daha iyi gözlemleyebilirsiniz. ABD'yi göz önüne getirdiğimizde mühendislerin ülkeyi nasıl yükselttiklerini uluslararası arenada nasıl dimdik ayakta tuttuklarını rahatça görebiliyoruz. Şu söylemi hepimiz gayet iyi biliyoruz ki "Bir ülkenin geleceğini belirleyen şey, mühendislerinin kalitesidir.". Doktor arkadaşlara saygım sonsuz, yaptıkları iş dünyanın en kutsal mesleklerinden biri. Fakat, ekonomik, teknolojik, askeri güç herkese tıp okutarak gelmiyor maalesef.
Zaten dikkat edilirse tıpçı olmanın gerektirdiği zeka yapısının ezbere dayalı olduğu açıkça ortadadır. Mühendislerin ise, tamamen yaratıcı, yenilikçi ve füturist zeka yapısına sahip olması gerektiği de aşikardır. Sosyallik meselesinde ise mühendislerin doktorlara göre çok daha sosyal olduğu çok açıktır. Şöyle ki, tıp öğrencisi ortalama(hatta en az) 6-10 yıl kadar süre boyunca derslerine gömülü kalırken, mühendis öğrenci 4(master vs. 6) yıllık eğitimi boyunca, -görece daha hafif(daha az ezber gerektiren) dersler yardımıyla- ve sonrasında etrafa açılma, yabancı dilini geliştirme, yurt dışına çıkma gibi imkanlarla sosyalliğini tıp öğrencisine göre katlayacaktır.
Sonuç olarak benim kişisel görüşüm şudur ki: ülkenin asıl yeteneği ne kadar çok sayıda doktor yetiştirdiği, sayı bakımından doktora olan ihtiyacı, tıpa talebi vs. değil; ne kadar çok sayıda yaratıcı, yenilikçi, teknolojiyi takip etmekle kalmayıp belirleyebilen ve gördüğü kaliteli eğitim sayesinde uluslararası arenada yarışabilen mühendisler yetiştirebilmesidir.
Ahmet S. Bilgin