27 Eylül 2010 Pazartesi

27 Eylül Preveze Deniz Zaferi Yıl Dönümü

Barbaros Hayreddin Paşa, üstün denizcilik bilgisi ve tecrübesinin yanı sıra emsalsiz bir taktisyen olduğunu, 27 Eylül 1538 tarihinde Preveze Deniz Savaşı’nda göstermiştir. Taktik baskının yarattığı sürpriz etkisi Andrea Doria komutasındaki Haçlı Donanmasını şaşkına çevirmiş, Haçlı Donanması panik içerisinde dağılarak, büyük kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Bu zafer, Osmanlı Devletini Akdeniz’in tartışılmaz hakimi yapmıştır. Preveze Deniz Zaferi, büyük bir şeref ve gurur abidesi olarak Türk denizcilerine ışık tutmakta ve zaferin kazanıldığı 27 Eylül günü her yıl Deniz Kuvvetleri Günü olarak kutlanmaktadır.

http://www.dzkk.tsk.tr/TURKCE/TarihiMiras/geneltarihce.php

Bu sabah çektiğim TCG Yavuz'a ait birkaç fotoğraf









28 Mayıs 2010 Cuma

Alman Donanması'na Ait Savaş Gemileri İstanbul Boğazı'nda

Alman Deniz Kuvvetleri Görev ve Eğitim Grubu, 27 Mayıs - 1 Haziran 2010 tarihleri arasında İstanbul'u ziyaret edecek.

"2010 Görev ve Eğitim Grubu (2010 EAV)"nu bu yıl "Brandenburg" ve "Niedersachsen" fırkateynleri ile "Frankfurt am Main" ikmal gemisi oluşturuyor. 2010 Görev ve Eğitim Grubu, Marco von Kölln'ün komutanlığı altında, 10 Ocak 2010 tarihinden beri "German Task Group 501.01" adı altında denize çıkmıştı. Grup, denizde eğitimin iyileştirilmesini ve Alman Deniz Kuvvetlerinin yurtdışında tanıtımını amaçlıyor. Grup, 18 Haziran 2010'a kadar Avrupa, Afrika, Orta Doğu ve Karadeniz turunu gerçekleştirecek. Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamada, "Mavi Büyükelçiler" olarak "German Task Group 501.01"in üyeleri, çeşitli ülkelerde yeni dostluklar ve işbirlikleri kurmak ve var olanları derinleştirmeyi ümit etmekteler. Özellikle de askeri alanda daha yakın bir işbirliği hedeflenmektedir." denildi.

Kaynak: Denizhaber.com.tr

Bugün Anadolu'ya geçerken Alman Donanması'ndan F-215 FGS Brandenburg'u gördüm, işte birkaç fotoğrafı:
















22 Mayıs 2010 Cumartesi

Mühendis mi Doktor mu?


Trmilitary'de yazdığım bir iletiyi burada da yayınlıyorum, faydalanmak isteyenler için, geleceğini şekillendiren bir ülkenin genel yapısı üzerine tavsiye niteliğindeki görüşlerim.

Yeri gelmişken üzerinde fazla durulmayan bazı noktaları anlatmakta fayda var.

Birincisi ilk 100'e girenlerin 80'i tıp seçmiyor. Gayet yoğun şekilde Boğaziçi ve ODTÜ tercih ediliyor öğrenciler tarafından. Tabi ki güzel dereceler alanlar tıp seçmeye çokça yöneliyor. Mesela Hacettepe bu sene sanırım 140 civarı İng. tıp öğrencisi alıyordu Türkiye 340.cısı civarında bir sıralamayla kapattı. Ancaaak... Tıp'a olan talep reklamın aşırı derecede fazla yapılmasından kaynaklanıyor. Anneler-babalar, hala, dayı, enişte, babanın arkadaşı, ders hocaları, rehber hocalar vs. derken öğrencinin beynine kendisinden çok başkaları nüfuz ediyor.

Bu nokta çok önemli, tıp seçimi bir nebze yoğunsa bunun temelinde dersanelerin "bu sene tıp'a şu kadar öğrenci gönderdik" şeklinde reklam yapmak amacıyla öğrencilerin kanına çok şiddetli şekilde girmeleri yatıyor. Bu söylediğimle birebir ve arkadaşlarımdan dolayı çokça karşılaşma fırsatı buldum.

Dersanelerin, reklamı tıp üzerinden yapması ile ilgili benim şahsi görüşüm şu: gödüğüm kadarıyla insanımız tarafından -buna kendi annem dahil- öğrencinin tıp seçmesinin ona çok büyük bir saygınlık getirdiğine inanılıyor. "Bak, doktor bir yere girdiği zaman herkesten müthiş bir saygı görüyor, insanlar şöyle dikkat ediyor..." vs. vs. "İyi para kazanıyorlar, her şey garanti altında...".

Benim tezime göre az gelişmişten çok gelişmiş ülkelere doğru gittiğimizde mühendisler ülkeyi ayakta tutan dinamikler olarak daha çok iş yapıyorlar ve el üstünde tutuluyorlar. Az gelişmiş ülkelerde ise "oğlum doktor olsun" şeklindeki düşünceler ön plana çıkıyor, hatta bunu kırsal kesimde daha iyi gözlemleyebilirsiniz. ABD'yi göz önüne getirdiğimizde mühendislerin ülkeyi nasıl yükselttiklerini uluslararası arenada nasıl dimdik ayakta tuttuklarını rahatça görebiliyoruz. Şu söylemi hepimiz gayet iyi biliyoruz ki "Bir ülkenin geleceğini belirleyen şey, mühendislerinin kalitesidir.". Doktor arkadaşlara saygım sonsuz, yaptıkları iş dünyanın en kutsal mesleklerinden biri. Fakat, ekonomik, teknolojik, askeri güç herkese tıp okutarak gelmiyor maalesef.

Zaten dikkat edilirse tıpçı olmanın gerektirdiği zeka yapısının ezbere dayalı olduğu açıkça ortadadır. Mühendislerin ise, tamamen yaratıcı, yenilikçi ve füturist zeka yapısına sahip olması gerektiği de aşikardır. Sosyallik meselesinde ise mühendislerin doktorlara göre çok daha sosyal olduğu çok açıktır. Şöyle ki, tıp öğrencisi ortalama(hatta en az) 6-10 yıl kadar süre boyunca derslerine gömülü kalırken, mühendis öğrenci 4(master vs. 6) yıllık eğitimi boyunca, -görece daha hafif(daha az ezber gerektiren) dersler yardımıyla- ve sonrasında etrafa açılma, yabancı dilini geliştirme, yurt dışına çıkma gibi imkanlarla sosyalliğini tıp öğrencisine göre katlayacaktır.

Sonuç olarak benim kişisel görüşüm şudur ki: ülkenin asıl yeteneği ne kadar çok sayıda doktor yetiştirdiği, sayı bakımından doktora olan ihtiyacı, tıpa talebi vs. değil; ne kadar çok sayıda yaratıcı, yenilikçi, teknolojiyi takip etmekle kalmayıp belirleyebilen ve gördüğü kaliteli eğitim sayesinde uluslararası arenada yarışabilen mühendisler yetiştirebilmesidir.

Ahmet S. Bilgin

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Taktik Nükleer Silahlar Nerelerde Kullanılıyor?

Taktik nükleer silahlar şu işlerde kullanılıyor:

Alıntı:
* Against a large ground force
* Against a fortified underground bunker
* Against remote and/or heavily-defended target locations difficult or impossible to reach with conventional weapons
* Against a carrier battle group or any collection of surface vessels
* Against a large amphibious invasion force
* Against a 100+ vehicle supply convoy
* Against a squadron of strategic bombers

Yani,

* Büyük miktarda kara gücüne,
* Takviyeli bir yeraltı sığınağına,
* Konvansiyonel silahlarla erişimi zor ve ya imkansız olan uzak mesafedeki ve ya çok iyi korunan hedeflere,
* Taşıyıcı savaş gruplarına(uçak gemisi ve ya çıkarma gruplarına) ya da çeşitli gemi gruplarına,
* Büyük amfibi müdahale kuvvetlerine,
* 100 araç ve üstü sayıda desteklenen konvoylara,
* Stratejik bombalama filolarına karşı kullanılabiliyor.

Ahmet S. Bilgin

Savunma Bütçe Hesaplamaları Hangi Kriterlere Göre Belirleniyor?

Savunma harcalarında en prensipli ve isabetli çalışan kuruluş bana göre SIPRI'dır. Sitesinde(http://www.sipri.org/) yaptığım küçük bir araştırma sonucunda elde ettiğim veriler, savunma bütçelerinin hesaplanmasındaki kriterleri en doğru şekilde özetliyor.

SIPRI, oranları şu bileşenlere yapılan harcamaları üzerinden hesaplıyor:

- Silahlı kuvvetler, barış koruma güçleri dahil olmak üzere,

- Savunma bakanlıkları ve savunmayla ilgili çalışan diğer devlet kurumları,

- Milis güçlere(Eğitim, teçhizat)

- Askeri saha faaliyetleri

Bu harcamalar ayrıca bir takım kriterleri içerebilir;

- Bütün asker ve sivil personele yapılan harcamalar,

- Emekli personele verilen hizmetler, maaşlar,

- Personele ve ailesine verilen sosyal hizmetler,

- Operasyon ve bakım harcamaları,

- Teçhizat vs. tedariği,

- Askeri Ar-Ge,

- Askeri binaların inşası,

- Askeri yardımlar.

Şunlar da hariç tutuluyor:

- Sivil savunma,

- Önceki askeri aktivitelere hala yapılan harcamalar (Seferberliğin lağvedilmesi, silah üretim faaliyetlerinin tahvili, silah imhası)

Ahmet S. Bilgin